BAHAR GÜNEŞİ

28/4/2008 - KUTLU DOĞUM HAFTASI ETKİNLİKLERİMİZ

 

      Gecemizin düzenlendiği Atatürk kapalı spor salonu girişi

 

 

Kutlu Doğum aşı olarak hazırlanan etli pilav,irmik helvası ve ayrandan oluşan hayır yemeğinin vatandaşa ikramı

 

 

Alemlerin Efendisi olan ve Yüce Rabbimizin kendisini Habibim diyerek sevdiği Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa s.a.v.'in Kutlu doğum haftası etkinliğimize katılıp bizlere Yüce peygamberimiz ve Mevlana hz. içeren şiir tadında ve doyumsuz denilecek bir tadda konferans veren Sayın Ömer Tuğrul İnançer beyefendiye sonsuz saygı ve teşekkürlerimizi sunmak isterim,Allah c.c. kendisinden razı olsun bu mana itibari ile büyük gecemize kattığı eşsiz konferansın lezzetinden dolayı....

 

 

 

Ve yine bu çok özel gecemizde bizlere tasavvuf musikisinin eşsiz nağmelerini bizzat kendi yorumunu dinleme fırsatını bize lütfeden Sayın Ahmet Özhan beyefendiyede sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz,yolunuz ve bahtınız açık,Allah c.c. Yar ve Yardımcınız olsun

 

 

 

 

İşteeeee   gecenin büyük bir merakla ve sabırsızlıkla beklenen finali ve Semazenlerimiz.Teslimiyetin ve varoluşun bu denli derin ve huşu içinde anlatıldığı ve yaşandığı bir canlı eylemi olamaz diye düşünüyorum,tek kelime ile muhteşemdi,Rabbim yollarını ve bahtlarını açık eylesin inşaALLAH...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/4/2008 - KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / “GÖKLERLE YER”İN BİRBİRİNDEN AYRILMASI

GÖKLERLE YER”İN BİRBİRİNDEN AYRILMASI

Kuran’da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir başka ayet ise şöyledir:

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Ayetin “birbiriyle bitişik” olarak tercüme edilen “ratk” kelimesi, Arapça sözlüklerde “birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış” anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen “ayırdık” ifadesi ise Arapça “fatk” fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.

Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani “ratk” durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi “fatk” fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang’in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.

umutfm.com dan alıntı.

 

KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / AFFETMEK VE SAĞLIĞA FAYDALARI

AFFETMEK VE SAĞLIĞA FAYDALARI

 

Kuran’da tavsiye edilen güzel ahlak özelliklerinden biri de “affedici ve bağışlayıcı olmak”tır:

Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)

Bir başka ayette Allah, “… affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22) şeklinde buyurmaktadır.

Kuran ahlakından uzak yaşayan kimseler için affetmek son derece zordur. Çünkü yapılan bir hata karşısında hemen öfkeye kapılırlar. Ancak Allah müminlere affetmenin daha güzel bir davranış olduğunu bildirmiştir:

Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir… (Şura Suresi, 40)

… Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Teğabün Suresi, 14)

Kuran’da “Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir.” (Şura Suresi, 43) ayetiyle de affetmenin üstün bir ahlak özelliği olduğu haber verilmektedir. Dolayısıyla müminler affedici, merhametli, hoşgörülü davrananlar ve Kuran’da bildirildiği gibi onlar, “öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 134)

Müminlerin affedicilik anlayışları, Kuran ahlakını yaşamayan kimselerinkinden çok farklıdır. Bazı kişiler, karşılarındaki kişiyi bağışladıklarını söyleseler de, bu kişilerin kalplerindeki kin ve kızgınlıktan kurtulmaları uzun sürer. Tavırları genellikle bu kızgınlığı yansıtacak şekildedir. Müminlerin affediciliği ise samimidir. Müminler insanın dünyada imtihan olan, hata yaparak öğrenen bir varlık olduğunu bildikleri için hoşgörülü ve şefkatlidirler. Ayrıca müminler, tamamen haklı oldukları ve karşı tarafın tümüyle haksız olduğu bir durumda bile hiç tereddütsüz affedebilirler. Affetme konusunda, hataları, büyük ya da küçük olarak ayırmazlar. Bir kimse hatayla büyük bir kayba sebep olabilir. Ancak meydana gelen her olayın Allah’ın kontrolünde ve bir kader dahilinde geliştiğini bilen müminler, bu tür bir olay karşısında tevekküllü davranır ve kişisel bir kızgınlık içine girmezler.

Yakın zamanda yapılan araştırmalarda Amerikalı bilim adamları, affetmesini bilen insanların hem ruhen hem de bedenen daha sağlıklı olduklarını belirlediler. Stanford Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Frederic Luskin ve ekibi, San Francisco şehrinde oturan 259 kişi üzerinde araştırma yaptı. Denek olarak katılan kişileri 6 kez 1.5 saatlik oturumlara çağıran bu bilim adamları, yaptıkları sohbetlerde affetmeyi öğretmeyi amaçladılar.

Deneye katılan kişiler kendilerine zarar veren kimseleri affettikten sonra, daha az acı duyduklarını belirttiler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, affetmeyi öğrenen kişiler sadece duygusal olarak değil fiziksel olarak da kendilerini daha iyi hissetmektedirler. Örneğin deney sonucunda stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de bu kişilerde önemli ölçüde azaldığı tespit edildi.

Stanford Üniversitesi’nde Rehberlik ve Sağlık Psikolojisi alanında doktorası olan Frederic Luskin, Forgive for Good (İyilik için Affedin) adlı kitabının tanıtımında affetme ile ilgili olarak “Sağlık ve Mutluluk için Kanıtlanmış Bir Reçete” ifadelerine yer vermiştir. Bu kitapta affetmenin kızgınlık, acı, depresyon ve stresi azaltarak, umut, sabır ve kendine güven gibi olumlu ruh hallerinin yaşanmasını sağladığı anlatılmaktadır. Dr. Luskin’e göre, uzun süreli kızgınlık yaşanması insanların fiziksel sağlığı üzerinde de gözlemlenebilir olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Dr. Luskin konu ile ilgili şunları ifade etmiştir:

Uzun süreli veya devam eden öfkenin zararı, vücut içindeki termostatı sıfırlamasıdır. Eğer düzenli olarak düşük seviyede öfkeye kendinizi alıştırırsanız, neyin normal olduğunu ayırt edemezsiniz. İnsanların alışkanlığa çevirebileceği bir tür adrenalin hücumuna yol açabilir. Vücudu yakar ve sağlıklı düşünmeyi zorlaştırır, bu da durumu daha kötü bir hale getirir.72

Ayrıca Dr. Luskin, vücut, öfke ve stres sırasında belirli enzimler salgıladığından, kolesterol ve tansiyonun yükseldiğini, bunların da vücudun uzun süreli maruz bırakılmaması gereken bir durum oluşturduğunu belirtmektedir.73

Healing Currents Magazine dergisinin Eylül-Ekim 1996 sayısında yayınlanan “Affetme” adlı makalede ise, bir kişiye ya da olaya karşı duyulan öfkenin kişilerde olumsuz duygulara yol açtığı, ruhsal dengelerini hatta fiziksel sağlıklarını bozduğu belirtilmektedir.74 Aynı makalede kişilerin öfkeden dolayı yaşadıkları olumsuzlukları zaman içinde fark ettikleri ve bozulan ilişkilerini düzeltmek, problemleri halletmek için affetmeye karar verdiklerinden de bahsedilmektedir. Yaşadıklarından sonra, değerli zamanlarını ve hayatlarını öfkeyle geçirmek istemedikleri, bu nedenle kendilerini ve başkalarını affetmeyi seçtikleri de belirtilmektedir.75

Öte yandan 1500 kişiyi kapsayan bir araştırmada, dinine bağlı kişilerde depresyon, stres ve akıl hastalıklarının daha az olduğu görülmüştür. Araştırmayı yürüten Dr. Herbert Benson, bu durumu dinlerin “affetme” duygusunu teşvik etmesine bağlamakta ve şunları ifade etmektedir:

Dinler, insanlara diğer kişileri affetmeyi öğütler. Bu yüzden dini inancı olanlar, sorunlarını içlerinde biriktirmez ve hayatla daha kolay başa çıkar. Bu da depresyon ve stres gibi rahatsızlıklarla daha az karşılaşmalarını sağlar.76

Harvard Gazetesi’nde yayınlanan “Öfke Kalbinizin Düşmanıdır” adlı makalede yer alan bilgilere göre öfke, kalp sağlığı açısından son derece zararlıdır. Tıp alanında asistan profesör olan Ichiro Kawachi ve meslektaşları, bu gerçeği çeşitli test ve ölçümlerle bilimsel olarak kanıtlamışlardır. Yaptıkları çalışmalar sonucunda aksi huylu yaşlıların, daha sakin yaşıtlarından üç kat daha fazla kalp hastalıkları riskine sahip olduklarını tespit etmişlerdir. Kawachi’ye göre, “Yüksek seviyede kızgınlık ve nesneleri kırma ya da bir kişiye kavga sırasında zarar verme isteği bu riskleri artırmaktadır.”77 Çünkü öfke sırasında stres hormonları artarak, kalp kaslarındaki hücrelerin daha fazla oksijen ihtiyacı duymasına ve kandaki trombositlerin yapışkanlığının artarak pıhtılaşmaya yol açmasına sebep olmaktadır. Bu da kalp sağlığını olumsuz etkilemektedir.78 Ayrıca öfkelenme sırasında kalp atışları normalin üstünde bir seviyeye çıkar ve damarlarda kan basıncının yükselmesine, dolayısıyla kalp krizi riskinin artmasına sebep olur.

Araştırmacılara göre öfke ve düşmanlık, kanda enfeksiyonla bağlantılı proteinlerin üretimini de tetikleyebilmektedir. Psychosomatic Medicine (Psikosomatik Tıp) isimli dergide, aşırı öfkenin enfeksiyona yol açan proteinlerin üretimini artırdığı, bunun da atardamarların sertleşmesine, dolayısıyla damar tıkanıklığına ve kalp krizine neden olduğu belirtilmiştir.79 Kuzey Carolina Bölgesi’ndeki Duke Üniversitesi’nden Asistan Profesör Edward Suarez’e göre, interleukin 6 (IL-6) proteini çok kızgın ve morali bozuk kişilerde normal seviyeden daha yüksek oranda bulunmaktadır. Kandaki yüksek IL-6 seviyesi ise atardamarların duvarlarında yağ birikimine, bu da damar tıkanıklığına yol açmaktadır.80 Sonuç olarak Suarez’e göre kalp hastalıkları, sigara kullanımı, yüksek tansiyon, şişmanlık ve yüksek kolesterol gibi faktörlerin yanı sıra depresyon, öfke ve düşmanlık gibi psikolojik durumlarla da yakından bağlantılıdır.81

The Times‘da yayınlanan “Öfke Kalp Krizi Riskini Artırır” adlı makalede, kolay öfkelenmenin kalp krizlerine kısa bir yol olduğu, strese öfkeyle tepki veren kişilerin, kalp hastalıklarına üç kat daha fazla, erken kalp krizine ise beş kat daha fazla yakalanma riski altında oldukları belirtilmektedir.82 Maryland, Baltimore’daki John Hopkins Üniversitesi’nden bilim adamlarının tespitlerine göre, çabuk sinirlenen kişiler, ailelerinde kalp hastalıkları geçmişi olmasa da risk altında bulunmaktadırlar.83

Yapılan tüm araştırmalar göstermektedir ki öfkelenmek insanın en başta sağlığını ciddi şekilde bozan bir ruh halidir. Affetmek ise kişiye zor gelse de öfkenin getirdiği tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran, kişinin hem fiziken hem ruhen sağlıklı bir yaşam sürmesine yardımcı olan güzel bir davranış şekli, üstün bir ahlak özelliğidir. Elbette ki affetmek, sağlıklı kalmaya vesile olan davranışlardan biridir ve herkesin yaşaması gereken olumlu bir özelliktir. Ancak affetmede asıl amaç -herşeyde olduğu gibi- Allah’ın rızasına uygun bir ahlakı yaşamak olmalıdır. Faydaları bilimsel olarak günümüzde tespit edilen bu ahlak özelliğinin Kuran’da pek çok ayetle bildirilmesi, Kuran’daki hikmetlerden sadece bir tanesidir.

umutfm.com  dan alıntı.

 

KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / ALTI GÜNDE YARATILIŞ

ALTI GÜNDE YARATILIŞ

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır… (Araf Suresi, 54)

Kuran ile modern bilim arasındaki uyumun bir örneği, evrenin yaşı konusudur: Kozmologlar evrenin yaşını 16-17 milyar yıl olarak hesaplamışlardır. Kuran’da ise tüm evrenin 6 günde yaratıldığı açıklanmaktadır. İlk bakışta farklı gibi görünen bu zaman dilimleri arasında aslında çok şaşırtıcı bir uyum vardır. Gerçekte, evrenin yaşı ile ilgili elimizde bulunan bu iki rakamın her ikisi de doğrudur. Yani evren, Kuran’da bildirildiği gibi 6 günde yaratılmıştır ve bu süre bizim zamanı algıladığımız şekliyle 16-17 milyar yıla karşılık gelmektedir.

1915 yılında Einstein, zamanın göreceli olduğunu, mekana, seyahat eden kişinin süratine ve o andaki yerçekimi kuvvetine bağlı olarak zamanın akış katsayısının da değiştiğini öne sürmüştür. Kuran’da 7 farklı ayette bildirilen evrenin yaratılış süresinin, zamanın akış katsayısındaki bu farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda bilim adamlarının tahminleri ile büyük bir paralellik içinde olduğu görülür. Kuran’da bildirilen 6 günlük süreyi, 6 devre olarak da düşünebiliriz. Çünkü zamanın göreceliği dikkate alındığında, “gün” sadece bugünkü koşullarıyla, Dünya üzerinde algılanan 24 saatlik bir zaman dilimini ifade etmektedir. Ancak evrenin bir başka yerinde, bir başka zamanda ve koşulda, “gün” çok daha uzun sürelik bir zaman dilimidir. Nitekim bu ayetlerde (Secde Suresi, 4; Yunus Suresi, 3; Hud Suresi, 7; Furkan Suresi, 59; Hadid Suresi, 4; Kaf Suresi, 38; Araf Suresi, 54) geçen 6 gün (sitteti eyyamin) ifadesindeki “eyyamin” kelimesi, “günler” anlamının yanı sıra “çağ, devir, an, müddet” anlamlarına da gelmektedir.

Evrenin ilk dönemlerinde, zaman bugün alışık olduğumuz akış hızından çok çok daha hızlı akmıştır. Bunun nedeni şudur: Big Bang anında evren çok küçük bir noktaya sıkıştırılmıştı. Bu büyük patlama anından bu yana evrenin genişlemesi ve evrenin hacminin gerilmesi, evrenin sınırlarını milyarlarca ışık yılı uzağa taşıdı. Nitekim Big Bang’den bu yana uzayın geriliyor olmasının evren saatinin üzerinde çok önemli sonuçları oldu.

Big Bang anındaki enerji, evrensel saatin zaman akış hızını milyon kere milyon (1012) defa yavaşlatmıştır. Evren yaratıldığında, evrensel zamanın akış katsayısı -bugün algılandığı şekliyle- milyon kere milyon kat kadar daha büyüktü, yani zaman daha hızlı akmaktaydı. Dolayısıyla Dünya’da milyon kere milyon dakikayı yaşadığımız esnada, evrensel saat için yalnızca bir dakika geçmiş olur.

6 günlük zaman dilimi, zamanın göreceliği dikkate alınarak hesaplandığında, 6 milyon kere milyon (trilyon) güne denk gelmektedir. Çünkü evrensel saat, Dünya’daki saatin akış hızından milyon kere milyon daha hızlı akmaktadır. 6 trilyon günün karşılık geldiği yıl sayısı, yaklaşık olarak 16,427 milyardır. Bu rakam günümüzde evrenin tahmin edilen yaş aralığındadır.

6.000.000.000.000 gün / 365,25 = 16.427.104.723 yıl

Diğer yandan yaratılışın 6 gününün her biri -bizim zaman algımızla- birbirlerinden farklı zamanlara karşılık gelmektedir. Bunun sebebi zamanın akış katsayısının evrenin genişlemesiyle ters orantılı olarak azalmasıdır. Big Bang’den itibaren evrenin büyüklüğü her ikiye katlandığında, zamanın akış katsayısı yarıya düşmüştür. Evren büyüdükçe, evrenin ikiye katlanma hızı da gittikçe artan bir şekilde yavaşladı. Bu genişleme oranı, Fiziksel Kozmolojinin Temelleri adlı ders kitaplarında anlatılan, dünyanın her yerinde yaygın olarak bilinen bilimsel bir gerçektir. Yaratılışın her gününü, Dünya zamanıyla hesapladığımızda karşımıza aşağıdaki durum çıkar:

* Zamanın başladığı andan itibaren bakıldığında, yaratılışın 1. günü (1. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu süre, bizim zamanı Dünya’da algıladığımız şekliyle 8 milyar yıla eşittir.

* Yaratılışın 2. günü (2. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu, bizim algılarımızla bir önceki günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 4 milyar yıl.

* 3. gün (3. devre) ise yine bir önceki gün olan 2. günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 2 milyar yıl.

* 4. gün (4. devre) 1 milyar yıl,

* 5. gün (5. devre) 500 milyon yıl,

* ve 6. gün (6. devre) 250 milyon yıl sürmüştür.

* Sonuç: Yaratılışın 6 günü, yani 6 devresi, Dünya zamanı türünden toplandığı zaman, 15 milyar 750 milyon yıl bulunur. Bu rakam günümüzdeki tahminlerle büyük bir paralellik içindedir.

Bu sonuç 21. yüzyıl biliminin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Bilim, 1400 yıl önce Kuran’da haber verilmiş bir gerçeği bir kere daha tasdik etmektedir. Kuran ve bilim arasındaki bu uyum, Kuran’ın, herşeyi bilen ve yaratan Allah’ın vahyi olduğunun mucizevi kanıtlarından biridir.

 

KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / ATEŞ OLMAYAN YANMA

ATEŞ OLMAYAN YANMA

 

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (Nur Suresi, 35)

Nur Suresi’ndeki bu ayette ışık veren bir nesneden bahsedilmektedir. Işık veren cisim ise bir yıldıza benzetilmektedir. Ayette yıldıza benzetilen ışık veren nesnenin yakıtının doğuya veya batıya ait olmaması ise, bu cismin fiziksel boyutta bulunmadığına bir işaret olabilir. Yakıtın kaynağının enerji boyutunda olduğu düşünülürse, ayette tarif edilen yakıtın elektrik enerjisine, ışık veren cismin de elektrik ampulüne işaret ediyor olması muhtemeldir.

Ampul ayetteki tariflere son derece mutabık olan, cam içinde, yıldız gibi parlayan ve ışık saçan bir cisimdir. Ampul, kandil, gaz lambası benzeri aydınlatıcılar gibi yağla yakılmamaktadır ve ampulde ayetteki tariflere uygun olarak ateş olmadan bir yanma gerçekleşir. Ampulün içindeki ısıya dayanıklı tungsten telinin atomları arasındaki titreşim sonucu, 2.000 °C’nin üzerinde ısı oluşur. Diğer metalleri eriten bu sıcaklık o kadar yüksektir ki, gözle görülür güçlü bir ışık ortaya çıkmasına sebep olur. Ancak bu yüksek ısıya rağmen, ampulün içinde oksijen bulunmadığı için ayetteki tariflere mutabık olarak yanma gerçekleşmez. Ayrıca ampulün ortasında parlayan tel de parlak bir yıldızın uzaktan görünümüne çok benzemektedir.

Elektriğin dünya tarihinin en büyük keşiflerinden biri olduğu, dünyanın hemen hemen tümünün elektrik enerjisiyle çalışan ampuller vasıtasıyla aydınlatıldığı göz önünde bulundurulacak olursa, ayetin bu önemli keşfe işaret ettiği düşünülebilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Bu konuyla ilgili bir diğer izah da yıldızlardaki nükleer reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan ışık olarak düşünülebilir. Yıldızlar, nükleer reaksiyonlardan kaynaklanan çok büyük miktarlarda ısı, ışık yayan, son derece sıcak, parlak, döner gaz kütleleridir. Yeni oluşan büyük yıldızlar çoğunlukla kendi çekim kuvvetleriyle büzülmeye başlarlar. Bunun sonucunda merkezleri daha yoğun ve daha sıcak olur. Yıldızın merkezindeki madde yeterince ısındığında -en az 10 milyon oC olduğunda- ise nükleer reaksiyonlar başlar.56Bir yıldızın içinde gerçekleşen olay, hidrojenin dev bir enerji ile (füzyonla) helyuma dönüşmesidir. Yıldızlarda kütlenin büyüklüğünden kaynaklanan çekim kuvveti, 4 hidrojen atomunu 1 helyum atomu oluşturmak üzere kaynaştırmaktadır. Bu esnada açığa çıkan enerji, kütlenin yüzeyinden ışık ve ısı halinde dışarı yayılır. Hidrojen tükendiğinde, yıldızda aynı şekilde daha ağır elementler oluşturmak üzere helyum yanmaya (füzyona) devam eder. Bu reaksiyonlar yıldızın kütlesi tükenene kadar devam eder.

Ancak yıldızlardaki reaksiyonlarda oksijen kullanılmadığı için, yanan odunda olduğu gibi sıradan bir yanma gerçekleşmez. Yıldızlarda dev alevler şeklinde görünen yanma da, gerçekte ateşten kaynaklanmaz. Nitekim ayette de bu tür bir yanma şekline işaret edilmektedir. Ayrıca ayette bir yıldızdan, onun yakıtından ve ateş olmayan bir yanmadan -yani reaksiyondan- bahsedildiği düşünülürse, ayetin yıldızlardaki ışık oluşumuna ve yanma şekline işaret ettiği şeklinde de düşünülebilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

 

www.huzurderyasi.com'dan alınmıştır.Kardeşlerimin emeğine ve yüreğine sağlık .

Paylaşımları için ALLAH C.C. razı olsun haklarını helal etsinler,bizden yana da kat kat helal olsun.Hepinizin Cuması mübarek olsun kardeşlerim,Selam ve dua ile.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2008 - PORSELEN DEMLİK ÇAY SAATİ ETKİNLİĞİ "20"

Merhaba...

Tüm arkadaşlarıma ve sevgili dostlarıma Rabbimden sağlık,huzur ve bereket ihsan etmesini temenni ediyorum.

Bugün ilk defa sizlerin karşısına yemek içmek tarifleri ile çıkıyorum.

Sevgili  www.mucizembenibul.blogcu.com   arkadaşım beni ziyaret ettiğinde " Porselen Demlik Çay Saati"  20" adlı etkinliklerine iştirakçi olmam için davet etmişti.

Bende güzel arkadaşımı kıramadım ve ilk defa etkinliğe katılıp  elimden geldiğince yapabildiklerimi siz arkadaşlarımla paylaşmak istedim.

Ama etkinlikte ne gibi başka faaliyet ve aktivite olduğunuda bilmiyorum.Şimdi aşağıya hafta sonu ailece evde geçirdiğimiz güzel bir Pazar öğleden sonrası için çayın yanına atıştırmalık yapmış olduğum tariflerimi sizlerin beğenisine sunmak istiyorum...

 

MISIRLI,NAR EKŞİLİ PATATES SALATASI

 

MAYALI POFUDUK POĞAÇA

 

PORTAKALLI ÇİKOLATALI KEK

 

PRATİK FINDIKLI TATLI

Yorum (13) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/3/2008 - MEVLİT KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

 

 

 

Bu Gece Yar Doğmasaydı

 

Çiçek kokusuz olurdu
Yıldız ışıksız olurdu
Canlar canansız olurdu
Bu gece yar doğmasaydı

Topraklar susuz kalırdı
Bedenler ruhsuz kalırdı
Kainat nursuz kalırdı
Bu gece yar doğmasaydı

 

Metin Köse

Bu gece peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa S.A.V ‘in dünyaya şereflendirdiği gecedir. O peygamber ki insanların sapıklıkta sınır tanımadığı, cehalette en üst seviyelere ulaştığı, küfür ve şirkin kölesi olduğu bir zamanda dünyaya şeref vermiş ve dünyaya ilahi bir nur, rahmani bir şifa olmuştur.. Dularımız bu gece eksik olmasın, kalplerimiz imanla dolsun, kandiliniz mübarek olsun..

                                         

Animasyonlar için hak-dilaram.com'dan Monaroza ve diyarbekri kardeşlerime sonsuz teşekkürler.Elinize ve emeğinize sağlık hakkınızı helal ediniz kardeşlerim,selam ve dua ile...

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/3/2008 - ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

 

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi...
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe," desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu taşındır," diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle;
Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem,
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana,
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana...
MEHMET AKİF ERSOY
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Resim için Baktabul.com'dan/MEACULPAKSK'a teşekkürler...
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Berâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte bir cenazede beraberdik. Aleyhissalâtu vesselâm kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki (göz yaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: 'Ey kardeşlerim İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hadisesi) için iyi hazırlanın' buyurdular

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
bahargunesi

Kategoriler

  • profil resmi
  • Arkadaşlarım

    tibette7yil
    munev
    KeLeBeKk
    kozan
    sarmasikgullerim
    canahmedim
    nurum1
    canseldam
    sumeyye2
    huznunyuzueylul
    nurayekin68
    cerenceylan
    MUNEVCEARSIV2
    munevver
    yakamozda
    fatmaca
    oezlem
    haticane
    muslumankisiligi
    keremcem130
    iremnur
    rengin23
    nilgundoganli
    blogdoktoru
    nurbeyaz
    kardelenulas
    HAYALDUNYAM
    elifce
    vuslat
    mustafa1yesil
    sibelgollu
    nergi
    Sevgisepeti
    ftf1
    abraxsax
    alpkaytan
    anadoluhaber
    sacita
    Bengisu
    dileks
    mineari
    haticeozkan
    ZALIMMM
    Azide
    canimmustafam
    dostlukrehberi
    esin
    asevi
    Gultence
    beti
    zahide
    medreseizehra
    LaleZar46
    memnunca
    bebegimfurkan
    ferideden
    arstekin
    ahsennur
    gulcinkuju
    dostasena
    besincimevsim
    hnysf
    zeynepzehra
    hayatturkusu
    YildizTozu
    saclariniz
    ekol
    CeNNeTeDaVeTVaR1
    sadiyka
    deliyimzalimmm
    kubrapesen
    kanatsizmelekk
    iremkiz
    yesilgiresunlu
    susam
    dusbahcesi
    inciTanem90
    komet
    gozum
    yakilacakkitap
    yinebiirgulnihal
    kalbinur
    teknikpcdersleri
    sarp21
    ResuleVuslat
    serol43
    numberone61
    hermevsimeylul
    rainbow7
    feyzanur2000
    EmineDantelOrgu
    djazemimm87
    fusulet
    serdarhulaku
    hasanbeyan
    sonsuzlukkervani
    UnaLCuLcu
    genocide
    neslinursema1
    varmisinyokmusun
    fuadyusufoglu
    gokkusaginakis
    kiremit
    rumuzsehadet
    dilektasi
    aydinligayonelis
    huznunhikayesi
    nergispa
    aLARaSu
    emriyesultan
    mutfaktayim
    cerenbebek
    fiberoptikci
    keremcem06
    YENIACIGAZETESI
    filiz70
    gurhancinar
    zerirem
    sufiderwish
    yeniaci06
    yenikonakgenc
    ferhunde
    ibrahimyalcin1982
    denemeyarismasi
    mevlana1
    yusuftalha
    omarfaruk1985
    mgezer38
    deliyurek03
    asudeorganizsayon
    hisari
    nurBOZKURT
    hunerlieller
    gulererdogan35
    oktayusta
    benimdunyam80
    suudiden
    medicalci
    sennil27
    agustosyagmuru50
    ASELNUR
    irmawitchh
    sessizciglik1
    mecnun1965
    ahsen50
    seckinceorguler
    nuraya
    yenikonakligencc
    kardelen2525
    beyhanli
    diayka
    ruzun
    deryabaykalorgudunyasi
    sevgikelebegim1
    AltunSilsile
    asudeebrar
    vezirhan
    vanarvas
    gulizareroglu
    myingilizce
    winxfanclubb
    enbiya25
    feyne
    dilmea
    pastacikiz
    hasbihalim
    sekerkiz94
    cipis
    alperbaba66
    solmaz1
    resulevuslat2
    gamze06
    omrumsana
    mihri
    gulosunhobileri
    mawilim
    webaslanlari
    KALENDER2006
    kalptenkalbemutluluk
    kutludilek
    lezzetlisaatler
    farenjitnedir
    marifetanne
    mehmetorhandurdu
    annemmutfaktatv
    akasyakokusu
    gamzemmm19
    nilislam
    hunerliannem
    YAZGULU44
    cimkim
    leylifer0145
    hotelsinistanbulturkey
    1batuhan
    arsafa
    arayanadam
    muratsahin123
    filmizleabi
    filizden
    ramazanyavuz
    dilos3488
    evcilikoyunu
    sivist
    psikolojist
    pisikoterapi
    sessizsiniz
    canan34
    kesintisizguckaynagi
    teknoyusuf
    webmasterkaynaklari
    negricangorken
    kevserekanmak
    mesveret
    bilimhaberleri
    dilekmine
    AANGARYA
    denizdirhayat
    1001kopru
    1970liler
    yasemins
    annelerimizvemelekleri
    furkan145
    chefali
    mucizembenibul
    hafzanur
    samanyolu42
    bayramsekeri
    odevdunyasi12
    ravend
    yasayanefsana
    cupcakes
    cafeminel
    mrvmrtile