BAHAR GÜNEŞİ

18/4/2008 - KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / “GÖKLERLE YER”İ

GÖKLERLE YER”İN BİRBİRİNDEN AYRILMASI

Kuran’da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir baÅŸka ayet ise şöyledir:

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Ayetin “birbiriyle bitiÅŸik” olarak tercüme edilen “ratk” kelimesi, Arapça sözlüklerde “birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaÅŸmış” anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluÅŸturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen “ayırdık” ifadesi ise Arapça “fatk” fiilidir ki, bu fiil bitiÅŸik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. ÖrneÄŸin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.

Åžimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitiÅŸik, yani “ratk” durumunda olduÄŸu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi “fatk” fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diÄŸerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang’in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. DiÄŸer bir deyiÅŸle herÅŸey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta ÅŸiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.

umutfm.com dan alıntı.

 

KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / AFFETMEK VE SAÄžLIÄžA FAYDALARI

AFFETMEK VE SAÄžLIÄžA FAYDALARI

 

Kuran’da tavsiye edilen güzel ahlak özelliklerinden biri de “affedici ve bağışlayıcı olmak”tır:

Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)

Bir baÅŸka ayette Allah, “… affetsinler ve hoÅŸgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22) ÅŸeklinde buyurmaktadır.

Kuran ahlakından uzak yaşayan kimseler için affetmek son derece zordur. Çünkü yapılan bir hata karşısında hemen öfkeye kapılırlar. Ancak Allah müminlere affetmenin daha güzel bir davranış olduğunu bildirmiştir:

Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliÄŸi kurup-saÄŸlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir… (Åžura Suresi, 40)

… Yine de affeder, hoÅŸ görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (TeÄŸabün Suresi, 14)

Kuran’da “Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme deÄŸer iÅŸlerdendir.” (Åžura Suresi, 43) ayetiyle de affetmenin üstün bir ahlak özelliÄŸi olduÄŸu haber verilmektedir. Dolayısıyla müminler affedici, merhametli, hoÅŸgörülü davrananlar ve Kuran’da bildirildiÄŸi gibi onlar, “öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 134)

Müminlerin affedicilik anlayışları, Kuran ahlakını yaÅŸamayan kimselerinkinden çok farklıdır. Bazı kiÅŸiler, karşılarındaki kiÅŸiyi bağışladıklarını söyleseler de, bu kiÅŸilerin kalplerindeki kin ve kızgınlıktan kurtulmaları uzun sürer. Tavırları genellikle bu kızgınlığı yansıtacak ÅŸekildedir. Müminlerin affediciliÄŸi ise samimidir. Müminler insanın dünyada imtihan olan, hata yaparak öğrenen bir varlık olduÄŸunu bildikleri için hoÅŸgörülü ve ÅŸefkatlidirler. Ayrıca müminler, tamamen haklı oldukları ve karşı tarafın tümüyle haksız olduÄŸu bir durumda bile hiç tereddütsüz affedebilirler. Affetme konusunda, hataları, büyük ya da küçük olarak ayırmazlar. Bir kimse hatayla büyük bir kayba sebep olabilir. Ancak meydana gelen her olayın Allah’ın kontrolünde ve bir kader dahilinde geliÅŸtiÄŸini bilen müminler, bu tür bir olay karşısında tevekküllü davranır ve kiÅŸisel bir kızgınlık içine girmezler.

Yakın zamanda yapılan araÅŸtırmalarda Amerikalı bilim adamları, affetmesini bilen insanların hem ruhen hem de bedenen daha saÄŸlıklı olduklarını belirlediler. Stanford Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Frederic Luskin ve ekibi, San Francisco ÅŸehrinde oturan 259 kiÅŸi üzerinde araÅŸtırma yaptı. Denek olarak katılan kiÅŸileri 6 kez 1.5 saatlik oturumlara çağıran bu bilim adamları, yaptıkları sohbetlerde affetmeyi öğretmeyi amaçladılar.

Deneye katılan kişiler kendilerine zarar veren kimseleri affettikten sonra, daha az acı duyduklarını belirttiler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, affetmeyi öğrenen kişiler sadece duygusal olarak değil fiziksel olarak da kendilerini daha iyi hissetmektedirler. Örneğin deney sonucunda stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de bu kişilerde önemli ölçüde azaldığı tespit edildi.

Stanford Üniversitesi’nde Rehberlik ve SaÄŸlık Psikolojisi alanında doktorası olan Frederic Luskin, Forgive for Good (İyilik için Affedin) adlı kitabının tanıtımında affetme ile ilgili olarak “SaÄŸlık ve Mutluluk için Kanıtlanmış Bir Reçete” ifadelerine yer vermiÅŸtir. Bu kitapta affetmenin kızgınlık, acı, depresyon ve stresi azaltarak, umut, sabır ve kendine güven gibi olumlu ruh hallerinin yaÅŸanmasını saÄŸladığı anlatılmaktadır. Dr. Luskin’e göre, uzun süreli kızgınlık yaÅŸanması insanların fiziksel saÄŸlığı üzerinde de gözlemlenebilir olumsuz etkiler oluÅŸturmaktadır. Dr. Luskin konu ile ilgili ÅŸunları ifade etmiÅŸtir:

Uzun süreli veya devam eden öfkenin zararı, vücut içindeki termostatı sıfırlamasıdır. Eğer düzenli olarak düşük seviyede öfkeye kendinizi alıştırırsanız, neyin normal olduğunu ayırt edemezsiniz. İnsanların alışkanlığa çevirebileceği bir tür adrenalin hücumuna yol açabilir. Vücudu yakar ve sağlıklı düşünmeyi zorlaştırır, bu da durumu daha kötü bir hale getirir.72

Ayrıca Dr. Luskin, vücut, öfke ve stres sırasında belirli enzimler salgıladığından, kolesterol ve tansiyonun yükseldiğini, bunların da vücudun uzun süreli maruz bırakılmaması gereken bir durum oluşturduğunu belirtmektedir.73

Healing Currents Magazine dergisinin Eylül-Ekim 1996 sayısında yayınlanan “Affetme” adlı makalede ise, bir kiÅŸiye ya da olaya karşı duyulan öfkenin kiÅŸilerde olumsuz duygulara yol açtığı, ruhsal dengelerini hatta fiziksel saÄŸlıklarını bozduÄŸu belirtilmektedir.74 Aynı makalede kiÅŸilerin öfkeden dolayı yaÅŸadıkları olumsuzlukları zaman içinde fark ettikleri ve bozulan iliÅŸkilerini düzeltmek, problemleri halletmek için affetmeye karar verdiklerinden de bahsedilmektedir. YaÅŸadıklarından sonra, deÄŸerli zamanlarını ve hayatlarını öfkeyle geçirmek istemedikleri, bu nedenle kendilerini ve baÅŸkalarını affetmeyi seçtikleri de belirtilmektedir.75

Öte yandan 1500 kiÅŸiyi kapsayan bir araÅŸtırmada, dinine baÄŸlı kiÅŸilerde depresyon, stres ve akıl hastalıklarının daha az olduÄŸu görülmüştür. AraÅŸtırmayı yürüten Dr. Herbert Benson, bu durumu dinlerin “affetme” duygusunu teÅŸvik etmesine baÄŸlamakta ve ÅŸunları ifade etmektedir:

Dinler, insanlara diğer kişileri affetmeyi öğütler. Bu yüzden dini inancı olanlar, sorunlarını içlerinde biriktirmez ve hayatla daha kolay başa çıkar. Bu da depresyon ve stres gibi rahatsızlıklarla daha az karşılaşmalarını sağlar.76

Harvard Gazetesi’nde yayınlanan “Öfke Kalbinizin Düşmanıdır” adlı makalede yer alan bilgilere göre öfke, kalp saÄŸlığı açısından son derece zararlıdır. Tıp alanında asistan profesör olan Ichiro Kawachi ve meslektaÅŸları, bu gerçeÄŸi çeÅŸitli test ve ölçümlerle bilimsel olarak kanıtlamışlardır. Yaptıkları çalışmalar sonucunda aksi huylu yaÅŸlıların, daha sakin yaşıtlarından üç kat daha fazla kalp hastalıkları riskine sahip olduklarını tespit etmiÅŸlerdir. Kawachi’ye göre, “Yüksek seviyede kızgınlık ve nesneleri kırma ya da bir kiÅŸiye kavga sırasında zarar verme isteÄŸi bu riskleri artırmaktadır.”77 Çünkü öfke sırasında stres hormonları artarak, kalp kaslarındaki hücrelerin daha fazla oksijen ihtiyacı duymasına ve kandaki trombositlerin yapışkanlığının artarak pıhtılaÅŸmaya yol açmasına sebep olmaktadır. Bu da kalp saÄŸlığını olumsuz etkilemektedir.78 Ayrıca öfkelenme sırasında kalp atışları normalin üstünde bir seviyeye çıkar ve damarlarda kan basıncının yükselmesine, dolayısıyla kalp krizi riskinin artmasına sebep olur.

AraÅŸtırmacılara göre öfke ve düşmanlık, kanda enfeksiyonla baÄŸlantılı proteinlerin üretimini de tetikleyebilmektedir. Psychosomatic Medicine (Psikosomatik Tıp) isimli dergide, aşırı öfkenin enfeksiyona yol açan proteinlerin üretimini artırdığı, bunun da atardamarların sertleÅŸmesine, dolayısıyla damar tıkanıklığına ve kalp krizine neden olduÄŸu belirtilmiÅŸtir.79 Kuzey Carolina Bölgesi’ndeki Duke Üniversitesi’nden Asistan Profesör Edward Suarez’e göre, interleukin 6 (IL-6) proteini çok kızgın ve morali bozuk kiÅŸilerde normal seviyeden daha yüksek oranda bulunmaktadır. Kandaki yüksek IL-6 seviyesi ise atardamarların duvarlarında yaÄŸ birikimine, bu da damar tıkanıklığına yol açmaktadır.80 Sonuç olarak Suarez’e göre kalp hastalıkları, sigara kullanımı, yüksek tansiyon, ÅŸiÅŸmanlık ve yüksek kolesterol gibi faktörlerin yanı sıra depresyon, öfke ve düşmanlık gibi psikolojik durumlarla da yakından baÄŸlantılıdır.81

The Times‘da yayınlanan “Öfke Kalp Krizi Riskini Artırır” adlı makalede, kolay öfkelenmenin kalp krizlerine kısa bir yol olduÄŸu, strese öfkeyle tepki veren kiÅŸilerin, kalp hastalıklarına üç kat daha fazla, erken kalp krizine ise beÅŸ kat daha fazla yakalanma riski altında oldukları belirtilmektedir.82 Maryland, Baltimore’daki John Hopkins Üniversitesi’nden bilim adamlarının tespitlerine göre, çabuk sinirlenen kiÅŸiler, ailelerinde kalp hastalıkları geçmiÅŸi olmasa da risk altında bulunmaktadırlar.83

Yapılan tüm araÅŸtırmalar göstermektedir ki öfkelenmek insanın en baÅŸta saÄŸlığını ciddi ÅŸekilde bozan bir ruh halidir. Affetmek ise kiÅŸiye zor gelse de öfkenin getirdiÄŸi tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran, kiÅŸinin hem fiziken hem ruhen saÄŸlıklı bir yaÅŸam sürmesine yardımcı olan güzel bir davranış ÅŸekli, üstün bir ahlak özelliÄŸidir. Elbette ki affetmek, saÄŸlıklı kalmaya vesile olan davranışlardan biridir ve herkesin yaÅŸaması gereken olumlu bir özelliktir. Ancak affetmede asıl amaç -herÅŸeyde olduÄŸu gibi- Allah’ın rızasına uygun bir ahlakı yaÅŸamak olmalıdır. Faydaları bilimsel olarak günümüzde tespit edilen bu ahlak özelliÄŸinin Kuran’da pek çok ayetle bildirilmesi, Kuran’daki hikmetlerden sadece bir tanesidir.

umutfm.com  dan alıntı.

 

KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / ALTI GÜNDE YARATILIÅž

ALTI GÜNDE YARATILIŞ

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arÅŸa istiva eden Allah’tır… (Araf Suresi, 54)

Kuran ile modern bilim arasındaki uyumun bir örneÄŸi, evrenin yaşı konusudur: Kozmologlar evrenin yaşını 16-17 milyar yıl olarak hesaplamışlardır. Kuran’da ise tüm evrenin 6 günde yaratıldığı açıklanmaktadır. İlk bakışta farklı gibi görünen bu zaman dilimleri arasında aslında çok ÅŸaşırtıcı bir uyum vardır. Gerçekte, evrenin yaşı ile ilgili elimizde bulunan bu iki rakamın her ikisi de doÄŸrudur. Yani evren, Kuran’da bildirildiÄŸi gibi 6 günde yaratılmıştır ve bu süre bizim zamanı algıladığımız ÅŸekliyle 16-17 milyar yıla karşılık gelmektedir.

1915 yılında Einstein, zamanın göreceli olduÄŸunu, mekana, seyahat eden kiÅŸinin süratine ve o andaki yerçekimi kuvvetine baÄŸlı olarak zamanın akış katsayısının da deÄŸiÅŸtiÄŸini öne sürmüştür. Kuran’da 7 farklı ayette bildirilen evrenin yaratılış süresinin, zamanın akış katsayısındaki bu farklılıklar göz önünde bulundurulduÄŸunda bilim adamlarının tahminleri ile büyük bir paralellik içinde olduÄŸu görülür. Kuran’da bildirilen 6 günlük süreyi, 6 devre olarak da düşünebiliriz. Çünkü zamanın göreceliÄŸi dikkate alındığında, “gün” sadece bugünkü koÅŸullarıyla, Dünya üzerinde algılanan 24 saatlik bir zaman dilimini ifade etmektedir. Ancak evrenin bir baÅŸka yerinde, bir baÅŸka zamanda ve koÅŸulda, “gün” çok daha uzun sürelik bir zaman dilimidir. Nitekim bu ayetlerde (Secde Suresi, 4; Yunus Suresi, 3; Hud Suresi, 7; Furkan Suresi, 59; Hadid Suresi, 4; Kaf Suresi, 38; Araf Suresi, 54) geçen 6 gün (sitteti eyyamin) ifadesindeki “eyyamin” kelimesi, “günler” anlamının yanı sıra “çaÄŸ, devir, an, müddet” anlamlarına da gelmektedir.

Evrenin ilk dönemlerinde, zaman bugün alışık olduÄŸumuz akış hızından çok çok daha hızlı akmıştır. Bunun nedeni ÅŸudur: Big Bang anında evren çok küçük bir noktaya sıkıştırılmıştı. Bu büyük patlama anından bu yana evrenin geniÅŸlemesi ve evrenin hacminin gerilmesi, evrenin sınırlarını milyarlarca ışık yılı uzaÄŸa taşıdı. Nitekim Big Bang’den bu yana uzayın geriliyor olmasının evren saatinin üzerinde çok önemli sonuçları oldu.

Big Bang anındaki enerji, evrensel saatin zaman akış hızını milyon kere milyon (1012) defa yavaÅŸlatmıştır. Evren yaratıldığında, evrensel zamanın akış katsayısı -bugün algılandığı ÅŸekliyle- milyon kere milyon kat kadar daha büyüktü, yani zaman daha hızlı akmaktaydı. Dolayısıyla Dünya’da milyon kere milyon dakikayı yaÅŸadığımız esnada, evrensel saat için yalnızca bir dakika geçmiÅŸ olur.

6 günlük zaman dilimi, zamanın göreceliÄŸi dikkate alınarak hesaplandığında, 6 milyon kere milyon (trilyon) güne denk gelmektedir. Çünkü evrensel saat, Dünya’daki saatin akış hızından milyon kere milyon daha hızlı akmaktadır. 6 trilyon günün karşılık geldiÄŸi yıl sayısı, yaklaşık olarak 16,427 milyardır. Bu rakam günümüzde evrenin tahmin edilen yaÅŸ aralığındadır.

6.000.000.000.000 gün / 365,25 = 16.427.104.723 yıl

DiÄŸer yandan yaratılışın 6 gününün her biri -bizim zaman algımızla- birbirlerinden farklı zamanlara karşılık gelmektedir. Bunun sebebi zamanın akış katsayısının evrenin geniÅŸlemesiyle ters orantılı olarak azalmasıdır. Big Bang’den itibaren evrenin büyüklüğü her ikiye katlandığında, zamanın akış katsayısı yarıya düşmüştür. Evren büyüdükçe, evrenin ikiye katlanma hızı da gittikçe artan bir ÅŸekilde yavaÅŸladı. Bu geniÅŸleme oranı, Fiziksel Kozmolojinin Temelleri adlı ders kitaplarında anlatılan, dünyanın her yerinde yaygın olarak bilinen bilimsel bir gerçektir. Yaratılışın her gününü, Dünya zamanıyla hesapladığımızda karşımıza aÅŸağıdaki durum çıkar:

* Zamanın baÅŸladığı andan itibaren bakıldığında, yaratılışın 1. günü (1. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu süre, bizim zamanı Dünya’da algıladığımız ÅŸekliyle 8 milyar yıla eÅŸittir.

* Yaratılışın 2. günü (2. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu, bizim algılarımızla bir önceki günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 4 milyar yıl.

* 3. gün (3. devre) ise yine bir önceki gün olan 2. günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 2 milyar yıl.

* 4. gün (4. devre) 1 milyar yıl,

* 5. gün (5. devre) 500 milyon yıl,

* ve 6. gün (6. devre) 250 milyon yıl sürmüştür.

* Sonuç: Yaratılışın 6 günü, yani 6 devresi, Dünya zamanı türünden toplandığı zaman, 15 milyar 750 milyon yıl bulunur. Bu rakam günümüzdeki tahminlerle büyük bir paralellik içindedir.

Bu sonuç 21. yüzyıl biliminin ortaya koyduÄŸu gerçeklerdir. Bilim, 1400 yıl önce Kuran’da haber verilmiÅŸ bir gerçeÄŸi bir kere daha tasdik etmektedir. Kuran ve bilim arasındaki bu uyum, Kuran’ın, herÅŸeyi bilen ve yaratan Allah’ın vahyi olduÄŸunun mucizevi kanıtlarından biridir.

 

KURAN’IN BİLİMSEL MUCİZELERİ / ATEÅž OLMAYAN YANMA

ATEÅž OLMAYAN YANMA

 

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çeraÄŸ bulunan bir kandil gibidir; çeraÄŸ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doÄŸuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin aÄŸacından yakılır; (bu öyle bir aÄŸaç ki) neredeyse ateÅŸ ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herÅŸeyi bilendir. (Nur Suresi, 35)

Nur Suresi’ndeki bu ayette ışık veren bir nesneden bahsedilmektedir. Işık veren cisim ise bir yıldıza benzetilmektedir. Ayette yıldıza benzetilen ışık veren nesnenin yakıtının doÄŸuya veya batıya ait olmaması ise, bu cismin fiziksel boyutta bulunmadığına bir iÅŸaret olabilir. Yakıtın kaynağının enerji boyutunda olduÄŸu düşünülürse, ayette tarif edilen yakıtın elektrik enerjisine, ışık veren cismin de elektrik ampulüne iÅŸaret ediyor olması muhtemeldir.

Ampul ayetteki tariflere son derece mutabık olan, cam içinde, yıldız gibi parlayan ve ışık saçan bir cisimdir. Ampul, kandil, gaz lambası benzeri aydınlatıcılar gibi yaÄŸla yakılmamaktadır ve ampulde ayetteki tariflere uygun olarak ateÅŸ olmadan bir yanma gerçekleÅŸir. Ampulün içindeki ısıya dayanıklı tungsten telinin atomları arasındaki titreÅŸim sonucu, 2.000 °C’nin üzerinde ısı oluÅŸur. DiÄŸer metalleri eriten bu sıcaklık o kadar yüksektir ki, gözle görülür güçlü bir ışık ortaya çıkmasına sebep olur. Ancak bu yüksek ısıya raÄŸmen, ampulün içinde oksijen bulunmadığı için ayetteki tariflere mutabık olarak yanma gerçekleÅŸmez. Ayrıca ampulün ortasında parlayan tel de parlak bir yıldızın uzaktan görünümüne çok benzemektedir.

Elektriğin dünya tarihinin en büyük keşiflerinden biri olduğu, dünyanın hemen hemen tümünün elektrik enerjisiyle çalışan ampuller vasıtasıyla aydınlatıldığı göz önünde bulundurulacak olursa, ayetin bu önemli keşfe işaret ettiği düşünülebilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Bu konuyla ilgili bir diğer izah da yıldızlardaki nükleer reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan ışık olarak düşünülebilir. Yıldızlar, nükleer reaksiyonlardan kaynaklanan çok büyük miktarlarda ısı, ışık yayan, son derece sıcak, parlak, döner gaz kütleleridir. Yeni oluşan büyük yıldızlar çoğunlukla kendi çekim kuvvetleriyle büzülmeye başlarlar. Bunun sonucunda merkezleri daha yoğun ve daha sıcak olur. Yıldızın merkezindeki madde yeterince ısındığında -en az 10 milyon oC olduğunda- ise nükleer reaksiyonlar başlar.56Bir yıldızın içinde gerçekleşen olay, hidrojenin dev bir enerji ile (füzyonla) helyuma dönüşmesidir. Yıldızlarda kütlenin büyüklüğünden kaynaklanan çekim kuvveti, 4 hidrojen atomunu 1 helyum atomu oluşturmak üzere kaynaştırmaktadır. Bu esnada açığa çıkan enerji, kütlenin yüzeyinden ışık ve ısı halinde dışarı yayılır. Hidrojen tükendiğinde, yıldızda aynı şekilde daha ağır elementler oluşturmak üzere helyum yanmaya (füzyona) devam eder. Bu reaksiyonlar yıldızın kütlesi tükenene kadar devam eder.

Ancak yıldızlardaki reaksiyonlarda oksijen kullanılmadığı için, yanan odunda olduğu gibi sıradan bir yanma gerçekleşmez. Yıldızlarda dev alevler şeklinde görünen yanma da, gerçekte ateşten kaynaklanmaz. Nitekim ayette de bu tür bir yanma şekline işaret edilmektedir. Ayrıca ayette bir yıldızdan, onun yakıtından ve ateş olmayan bir yanmadan -yani reaksiyondan- bahsedildiği düşünülürse, ayetin yıldızlardaki ışık oluşumuna ve yanma şekline işaret ettiği şeklinde de düşünülebilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

 

www.huzurderyasi.com'dan alınmıştır.Kardeşlerimin emeğine ve yüreğine sağlık .

Paylaşımları için ALLAH C.C. razı olsun haklarını helal etsinler,bizden yana da kat kat helal olsun.Hepinizin Cuması mübarek olsun kardeşlerim,Selam ve dua ile.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-04-23 01:36:19 - MERHABA ARKADAÅžIM

Yazan: marifetanne
MERHABA ARKADAÅžIM!!
Merhaba sana güzel insan

Hiç kimse sana söyledi mi?
Ne kadar özel bir insan olduğunu.
Etrafına yaydığın ışığı
Bir yıldızın ışığı kadar,

Hiç kimse sana söyledi mi?
Diğerlerinin hisleri için ne kadar önemli olduğunu

Hiç kimse sana söyledi mi?
çoğu zaman onlar üzgünken,
Senin mesajın onları biraz olsun güldürürdü, ve onları memnun ederdi.
bişeyler göndermek için harcadığın zaman için. Ve bulduğun şeyleri paylaşmak
teşekkür etmeye kelime yoktur, ama birisi senin iyi olduğunu bilir.

Hiç kimse sana söyledi mi?
Seni ne kadar sevdiklerini?

Neyse benim sevgili arkadaşım;
bugün sana şunu söylüyorum ki umarım bu mesajı geri alırım.
İnanıyorum ki arkadaşsız geçen zamanlarda kaçırdığın şeyler çok fazladır.
Arkadaşı ve Tanıdığı birbirine karıştırmayın.
Aralarında bir fark vardır.
Çünkü ben seni önemserim.bu ulusal önemseme haftası...ve bütün
arkadaşlarınıza onları önemsediğinize dair mesajlar yazın ve onların
kendilerini iyi hissetmelerini sağlayın eğer size cevap yazarlarsa bu
onların da sizi önemsediği anlamına gelir.
BU ARKADAŞLIĞIN ELİDİR!!(ARKADAŞLIK DEVAMLIDIR)
Bağlantı

2008-04-18 12:36:08 - selam aleyküm

Yazan: leyla
abla bizlerle böyle güzellikler paylaşıyosun.allah senden razı olsun.sayende birçok şey öğreniyoruz.cuman mübarek olsun.hakkıı helal et.allaha emanet ol.
Bağlantı

2008-04-18 10:14:54 - selamün aleyküm

Yazan: zahide
Ablacım paylaşımın için Allah razı olsun. Affetmenin faydalarını bende yayınlamıştım:)

Kutlu haftanı içtenlikle sevgiyle kutlarım.

Nice kutlu günlere erişesiniz inş.
öptüm.
Hayırlı cumalar
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Berâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte bir cenazede beraberdik. Aleyhissalâtu vesselâm kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki (göz yaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: 'Ey kardeşlerim İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hadisesi) için iyi hazırlanın' buyurdular

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
ArÅŸiv
bahargunesi

Kategoriler

Arkadaşlarım

elifce
munev
munevver
canseldam
sacita
kelebekk
tibette7yil
sevgisepeti
fatmaca
blogdoktoru
sumeyye2
munevcearsiv2
rengin23
nurayekin68
iremnur
yakamozda
huznunyuzueylul
nurum1
cerenceylan
haticane
nurbeyaz
hayaldunyam
kardelenulas
ftf1
abraxsax
anadoluhaber